Fatma K. Barbarosoğlu

İzmir’de ‘Cumhuriyet’in Dindar Kadınları’

Ne zaman aylar öncesinden bir konferans için söz versem aynı şey oluyor. Tam artık çok sıhhatliyim çok şükür bu bel fıtığı meselesini ameliyatsız atlattım derken. Çat!

Epeydir korkusuzdum. Eli şifalı doktorumuz Doç.Dr. Turan Uslu sayesinde kilitlenip iptal olmaktan, haftalarca yatağa bağlı kalmaktan kurtulmuştum ki, ikidir aynı şey oluyor. Tam da ben doktorumuz ülke dışında iken yakalanıyorum bu kilitlenme durumuna.

İzmir’e gideceğim derken… Belim takıldı. Başına gelmeyenler bilmez. Takılınca ne oluyor? Kaskatı bir şekilde kalıyorsunuz. Hatta o vaziyette cemiyet içine çıkmak durumunda kaldığınızda insanlar durduk yere günahınızı alıyor. Çünkü o katılık içinde vücut diliniz bir kibir abidesi gibi algılanabiliyor. Merhamet ehli anlıyor sıkıntıyı. Ama kusur bulmak için sırada bekleyenler ne kadar kibirli diyor. Kibir dedikleri oklava yutmuş gibi duran vücut diliniz.

Bu defa takıldı. Eğer derhal istirahata çekilmez isem biliyorum kilitlenecek. Medet ey tabip diye doktorumu aradım ki asistanı Kıbrıs’ta kongrede olduğunu söyledi.

Peki benim İzmir seyahatim ne olacak! Sevgili Serpil Başar onca titiz hazırlanmıştı. Her şey kağıt üzerinde çok mükemmel görünüyordu.

Mükemmelliğin iki baş aktörü vardı birisi Sevgili Serpil Başar diğeri sevgili asistanımız Gülseren Sezgin. Birkaç defa tatsız geçen şehirlerarası programıma tanık olduktan sonra bütün şartlar ile Gülseren Hanım ilgilenmeyi üstüne aldı. Kimin misafiri olacağım, nerede ne konuşacağım bütün maddi ve manevi şartlar Gülseren Hanım’ın denetimindeydi.

Bana kalan İzmir’i düşünmekti.

İzmir’i düşünmek zorundaydım çünkü İzmir’e ilk defa gidecektim. Bir kaç yıl önce Manisa’dan İzmir’e birkaç saatliğine gidişi gidişten saymıyordum elbet.

Bende kayıtlı olan İzmir fotoğraflarına baktım. Ne tuhaf İzmir deyince önce Halit Ziya geliyor aklıma. Neden acaba? İzmir’de geçen bir hikâyesi dolayısıyla olmalı. Halit Ziya’yı kuzeni Latife Hanım takip ediyor. İzmir demek Uşakkizadeler demek mi?

Şehirler mutfaklarıyla yerleşiyor zihnimize daha çok. İzmir lokması ve İzmir köftesi. Bir televizyon programında İzmir’in hiçbir lokantasında İzmir köftesi olmadığını ispat etmişti bize sunucu.

İzmir’in kızları. Daha doğrusu İzmirliyim der demez güzelliğini bakışlarıyla tescil ettirmeye çalışan İzmir’in kızları. Afyon Lisesi’nde sıra arkadaşım Dilek Özkum çok güzel bir kızdı. İnce uzun boylu dal gibi bir kız. Babası Afyonlu annesi İzmirli idi. Annesinden bahsederken İzmirli tabii demeyi ihmal etmezdi. Bu ‘tabii’nin içine güzellik, letafet ve görgü girerdi.

Şehirleri insanlarla sevdim. ‘İnsan doğduğu yerin toprağına benzer’ mısrasının içine yerleştirerek. İnsanları şehirlere, şehirleri insanlara benzettim. İzmir benim için yarı yarıya Dilek demekti. Dilek’in hiç görmediğim annesi demekti.

İzmir demek rüzgâr demekti. Meltem ve imbat.

İzmir demek zeybek demek. İlle de İzmir’in kavakları.

İzmir demek radyolu günlerin armağanı bir şarkıda geçmişe dalmak demekti : ‘Bir münasip zamanda/mesela saat onda/buluşalım Kordon’da/ der gibi geldi bana.’

‘Dağlarından gece geçtim/Soğuk sularından içtim/Güzellerin içinde İzmirliyi ben seçtim.’

Tam ben fenafil İzmir iken İzmir’de seri katil meselesi patlak vermesin mi?

Ev ahalisi tedirgin. Neyse ki korku şehirde mayalanmadan, yakalandı ‘seri katil’.

İzmir Emniyet Teşkilatı’na ve İzmir valisinin çalışmalarına en az İzmirliler kadar minnettarım.

Kızım durmadan soruyor: Anne İzmir valisini ve emniyet müdürünü de görecek misin? Lafın sonunun nereye varacağını biliyorum. Tebessüm ediyorum. Onların çok işi vardır benim konferansıma gelebileceklerini sanmıyorum diyorum. ‘Gelirlerse eğer kızım size çok teşekkür ediyor der misin anne? Lütfen benim için söyle bunu. Seri katili hemen yakaladılar ya. Çok teşekkür et onlara.’

Buradan teşekkür ediyorum ben de. Kızımı büyük bir endişeden kurtardılar. Ve de benim Emniyet’e dair azalmaya başlayan güvenimi yeniden tazelediler.(Güvenimin neden azaldığını gündem fırsat verirse sizlerle bir ara paylaşmak istiyorum.)

Nereden çıktı bu İzmir muhabbeti diyorsunuz yazının sonuna kavuşmuş iken. Efendim bendeniz 8 Mayıs Cumartesi günü 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde ‘Cumhuriyet’in Dindar Kadınları’ üzerine bir konferans vereceğim.

Bu sıcak havalarda herkes kendini piknik mekânlarına atıyor. Konferans salonunun serinliğini tercih etmek isteyenlere bir davet niyetiyle yazıldı bu satırlar.

Hal ve vaziyet böyle velhasıl.

Fatma K. Barbarosoğlu, Yeni Şafak Gazetesi, 07.05.2010