Proloterapi

Proloterapi ABD’de 60-70 yıldır,gelişmiş ülkelerin çoğunda da uzun yıllardan beri kullanılan özellikle kas-iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde başarılı bir ağrı tedavisi yöntemidir. Proliferatif olarak adlandırılan hücre ve doku yenileyici ve irritan solisyonların vücuda enjekte edilmesi bu tedavi yönteminin esasını oluşturur.

Enjekte edilen proliferatif maddeler eklemde, tendonların kaslarla birleşme noktalarında ve tendonların kemiğe yapışma yerlerinde, mikropsuz inflamatuar bir süreç başlatır,vücut bölgeye kan ve besin desteğini artırır,bunun sonucunda da doku onarımı gerçekleşir.

Proloterapi ;vücudun kendi kendisini iyileştirme mekanizmasını devreye sokarak tedavi eder.Bağ doku ve kıkırdaklarda yenilenme meydana gelir. Bunu takiben eklem, tendon ve kas ağrıları da kaybolur. Terapi hasarlı alandaki doku büyümesini artırmayı amaçladığı için, proloterapi kelimesi proliferasyonun (çoğalma, artış) kısaltılmışı olan “prolo” sözcüğünden türetilmiştir.

Vücudun herhangi bir yerindeki yırtılmış ya da hasar görmüş bağ dokular ve eklem ağrıları, bel fıtığı, diz burkulma veya zorlanması. diz çapraz bağ yaralanmaları,boyundan kaynaklanan baş ağrıları,sırt ve boyun-bel ağrısı, kaburga kırıkları ağrısı, eklemler veya omurga cerrahisi sonrasında devam eden ağrılar, omuz ağrıları ve tendon zedelenmeleri,diz kireçlenmesi (artroz) gibi rahatsızlıklarda proloterapi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

Proloterapi diğer pek çok ağrı tedavisi yönteminde olduğu gibi hastalığın nedenini baskılayan değil,ağrıların nedenini tamir eden bir tedavi türüdür.

Proloterapi aşağıda belirtilen hastalıkların tedavisinde kullanılır:

Hasta sabırlı olup doktor tavsiyelerine uyduğu takdirde proloterapi ile tedavi başarı oranı; %70-80 dir. Bu oran, bel fıtığı, diz kireçlenmesi vs. gibi kronik, tedavisi zor ve ağır hastalıklar göz önüne alındığında oldukça iyi sayılır. Proloterapi   diğer  bazı  tedavi  yöntemleriyle  kombine  edilebilir.Kan  dolaşımını  artıran  her  yöntem  proloterapinin  etkinliğini  artırır.Kuru iğne tedavisi ve nöral proloterapi ile kombine ederek proloterapi uyguladığımız hastalarımız vardır.

NÖRAL PROLOTERAPİ
Nöral Proloterapi; nöropatik kaynaklı ağrıların tedavisi için geliştirilmiş yeni bir rejeneratif tıp yöntemidir. Nöral proloterapi bir çok kas iskelet sistemi kaynaklı ağrılarda, nöropatik ağrılarda ve farklı ağrı sendromlarının tedavisinde kullanılır.

Nöral prolotarapi le geleneksel proloterapi arasında bazı farklar ve benzerlikler vardır. Her ikisinde de amaç; doku iyileşmesi, ağrının giderilmesi ve eklem fonksiyonlarının restore edilmesidir. Ancak kullanılan dextroz (şekerli serum) çözeltisinin yoğunluğu ve enjeksiyon teknikleri farklıdır, Geleneksel proloterapide daha yoğun dextroz çözeltisi daha derin dokular olan tendon, ligamentlerin kemiğe yapışma yerlerine ve periost gibi dokulara enjekte edilir. Nöral proloterapide daha az yoğun çözeltiler, ciltaltında bulunan sinirlerin çıkış yerlerine enjekte edilir. Geleneksel proloterapide tendon ve ligamenlere yapılan enjeksiyon bu dokularda bir enflamasyon yaparak bu dokuların sertleşmesineni ve güçlenmesini sağlar, nöral proloterapide ise daha yüzeysel yapılan enjeksiyonlar nöronal enflamasyonu tedavi ederek ağrıyı giderir. Geleneksel prolotarapi daha ağrılı ve invazif bir yöntemdir.

Proloterapi hakkında daha detaylı bilgi edinmek için bu konuda hazırladığımız http://www.proloterapinedir.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Share

İki kemiğin karşılaştığı yere eklem denir. Eklemlerdeki kemik yüzeyleri ince bir kıkırdak tabakası ile kaplıdır. Bu kıkırdak bir örtü gibi kemik yüzeyini örter, ekleme yük bindiğinde kemiği darbelerden korur ve hasar görmesini önler. Kıkırdak aynı zamanda eklem yüzeylerinin pürüzsüz bir şekilde kaymasını sağlar. Eklem, sinoviyal zar adı verilen bir zarla çevrilidir ve bu zarın içinde kalan eklem boşluğu bir sıvı (sinoviyal sıvı) ile doludur, sağlıklı bir eklemde sinovial sıvı bir enjektörle alınamayacak kadar azdır. Bu sıvı, kıkırdak dokusunu beslerken, aynı zamanda eklem yüzeylerinin de kayganlığını sağlar. Böylece eklem hareket ederken, kıkırdak yüzeylerinin birbirine sürtünmesi önlenir. Bütün eklem, sinoviyal zarın dışında bulunan bir kapsülle çevrilidir. Bu kapsül, eklemi oluşturan kemiklerin gereğinden fazla oynamasını önler. Osteoartrit (halk dilinde kireçlenme), eklemleri tutan bir hastalıktır. Osteoartritte, eklemdeki kıkırdak tabaka düzgünlüğünü kaybeder ve incelir. Kıkırdağın altındaki kemik ise kalınlaşır ve kenarlarında osteofit (kemik çıkıntısı) adı verilen küçük kemik çıkıntıları oluşturur. Eklem içinde kıkırdaktan kopan serbest cisimler olur. Sinoviyal zar kalınlaşır ve eklem içindeki sinoviyal sıvı artar. Bu da eklemin şişmesine sebep olur. Eklem kapsülü ve kapsülün dışından geçerek eklemi kuvvetlendiren ligamentler (bağlar) kalınlaşırlar ve şişen eklemi korumak için kasılırlar. Bütün bunlar, eklemin kendisini tamir etmeye yönelik çabalarıdır. Ancak bu tamir çoğu zaman başarılı olmaz, giderek eklemde ağrı ve hareket kısıtlığı gelişir. Osteoartrit başlangıçta kıkırdak ve kıkırdağın altındaki kemiğin hastalığı iken hastalık ilerledikçe eklemle ilgili bütün oluşumları etkiler. Osteoartrit, tüm eklemleri tutabilir ancak en sık; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemlerinde görülür. Yavaş gelişen bir hastalıktır. Hastayı rahatsız edici değişikliklerin oluşması genellikle yıllar sürer. Bazen eklemde küçük değişikliklerle sınırlı kalır ve günlük hayatı çok etkilemez. Bazen de çok ağır ve çok kısıtlayıcı olabilir. Ağır durumlarda kıkırdak iyice incelir, hatta kaybolur ve eklem içindeki kemik yüzey çıplak kalır. Korunmasız kalan bu kemik yüzeyler hareket sırasında birbirlerine sürtünürler ve aşınmaya başlarlar. Bu sırada kemikte osteofit oluşumu da artar. Sonuçta eklemde şekil bozukluğu gelişir ve eklem normal düzenini kaybeder. Osteoartritte sık görülen bir sorun da; kıkırdaktaki kalsiyum kristalleri eklem sıvısının içine dökülüp eklemde kızarıklık, sıcaklık ve şişlik gelişmesine neden olurlar. Bu duruma sinovit adı verilir. Tedavisi normal osteoartritden bazı farklılıklar gösterir.
DEVAMI »

Share