ROMATOİD ARTRİT

 Epidemiyoloji

 Hastalık kliniği

 Hastalığın seyri

 Tedavi

 Patofizyoloji

Romatoid artrit, eklemlerde yapısal ve biçimsel bozulmalara yol açarak işlev kaybına neden olabilen enflamatuvar bir poliartrittir. Kadınlarda erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülür. Prevalansı ortalama %1-2’dir. Hastalık tipik olarak periferik eklemlerin simetrik olarak şişliğiyle kendini gösterir. İlk belirtiler eklemlerde katılaşma ve hareketle artan ağrıdır. Etkilenen eklem sayısı giderek artar. Bazen eklem şikayetlerinin başlamasından önce yorgunluk ve depresyon gibi sistemik belirtiler ortaya çıkar. Hastalığın ilerlemesiyle kronik ağrı ve sakatlık oluşur. Romatoid artrit bilinen bir tedavisi olmayan kronik bir hastalıktır. Bu nedenle hastalara ilaç tedavisinin yanı sıra sosyal ve psikolojik destek sağlanmalıdır. Tedavinin temel amacı, ağrıyı ortadan kaldırmak, deformiteleri ve eklemin işlev kaybını engellemek, hastaya üretken ve aktif bir yaşam düzeyi sağlamaktır. Tedavi seçenekleri arasında eklem üzerindeki baskının azaltılması, fizik tedavi, uğraşı tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi yöntemler bulunur.

Epidemiyoloji

Kadınlarda daha sık görülür…

Hastalığın dünyanın her yerinde yaklaşık %1-2 prevalansıyla görüldüğü sanılıyor. Bu oran yaşla birlikte artar, örneğin 55 yaş üstü kadınlarda %5’e çıkar. Romatoid artrit her yaşta görülebilirse de başlangıç yaşı genellikle otuz ile altmışlı yaşlar arasındadır.

Hastalık kliniği

Sinsi bir hastalık…

Romatoid artrit belirtileri haftalar bazen aylar içinde yavaş yavaş ortaya çıkar. Hastaların ilk farkettikleri genellikle bir veya birkaç eklemde katılaşmadır. Çoğu kez eklemde duyarlılık ve hareket sırasında ağrı katılaşmaya eşlik eder. Etkilenen eklem sayısı değişkense de, beş veya daha fazla eklemi tutan bir poliartrit şeklindedir. Ataklarla seyreden guttan veya artritin gezici olduğu sistemik lupus eritematozdan farklı olarak romatoid artritte etkilenen eklemlerin sayısı zaman içinde artar.

En çok etkilenen eklemler elin proksimal interfalangeal ve metakarpofalenfeal eklemleri, el bileği, omuz, dirsek, metatarsofalangeal eklemdir. Omurga hastalıktan nadiren etkilenir.

En az bir saat süren sabah katılığı hastalığın tipik özelliğidir. Katılaşma süresi hastalıktaki enflamatuvar etkinlikle ilgili fikir verir.

Özgül olmayan belirtiler yorgunluk, halsizlik ve depresyondur. Hastalar uyandıktan sonra 4-6 saat sürebilen yorgunluktan yakınır. Ateş genellikle 38 C derece’nin altındadır, yüksek olduğunda enfeksiyöz artrit düşünülmelidir.

Fizik muayene

Eklemlerde tipik olarak simetrik şişlikler…

Eklemlerin dikkatle palpasyonu, şişliğin osteoartritte görülen kemiksi büyümeden ayrılmasını sağlar. Elin proksimal interfalanfeal eklemlerinde iğ şeklinde şişlik olması hastalığın erken dönemine özgü bir bulgudur. Eklemde kızarıklık septik artritte ya da gutta olduğu kadar belirgin değildir. Pasif hareket sırasında ağrı olup olmadığının araştırılması, eklemde enflamasyon bulunduğunu gösteren duyarlı bir yöntemdir. Tedaviye karar verirken eklemin işlevini kısıtlayan durumun enflamasyon mu, eklem yapısının bozulması mı, yoksa ikisi birden mi olduğu belirlenmelidir.

Enflamasyon sonuç olarak kalıcı deformitelere neden olur. Tenosinovit ve sinovitin yerleşmesi, sinovya kistlerine, tendonların yer değiştirmesine, yırtılmasına yol açar. El sırtındaki ekstensor tendonun yırtılması oldukça sık görülür ve sakatlığa neden olur.

İlk iki yıl içinde oluşan kemik erozyonları hareket kısıtlılığı, fleksiyon kontraktürü ve sublüksasyonla sonuçlanır.

Metakarpofalangeal eklemlerde ulnar deviasyon, metakarpofalangeal ve proksimal interfalangeal eklemlerde hiperekstensiyon ve hiperfleksiyon, dirsekte fleksiyon kontraktürü ve karpal kemiklerde ve ayak baş parmağında sublüksasyon tipik olarak görülür.

Biyokimya

Romatoid artritte biyokimyasal testler, kronik enflamasyonu gösteren albümin düzeyinde hafif azalma ve toplam protein düzeyinde hafif artış dışında normaldir. Tedavi öncesinde karaciğer ve böbrek işlevleri kontrol edilmelidir.

Hematoloji

Romatoid artritli hastaların yaklaşık üçte birinde kronik hastalıklarda görülen hafif anemi bulguları vardır. NSAİ ilaç kullanımına bağlı gastrointestinal kanama varlığında demir eksikliği anemisi de görülebilir.

Sedimentasyon yüksekliği hastalığın aktivasyonu hakkında fikir verebilir.

Seroloji

Romatoid faktör IgG’nin Fc parçasına karşı oluşan antikordur. Bu faktör hastaların %70 ile 90’ında varsa da, pozitif olması hiçbir şekilde hastalığa özgü değildir. Yine de, negatif olduğu durumda hastalık hafif seyreder; yüksek olduğu durumlarda da kemik erozyonu, işlev kaybı ve eklem dışı bulgular belirgindir.

Romatoid faktör, tüberküloz, HIV gibi uzamış enfeksiyonu olan hastalarda veya 70 yaş üstü normal kişilerde de saptanabilir.

Anti nükleer antikorlar (ANA) da özellikle eklem dışı belirtileri olan hastalarda olmak üzere hastaların %20-30’unda mevcuttur.

Radyoloji

Başlangıçta radyolojide yumuşak dokuda şişlik dışında bulgu olmaz. Sonraları periartiküler osteopeni gelişebilir. Hastalığın ilerlemesiyle kıkırdak kaybına bağlı eklem aralığında daralma, genellikle sinovyaya yapıştığı yerde juksta-artiküler erozyonlar ortaya çıkar. Son dönemde kemikte büyük kistik erozyonlar görülebilir. Enflamasyon sonrası dejeneratif değişikliklere bağlı kemiksi oluşumlar gelişebilir.

Eklem dışı belirtiler

Eklem dışı şikayetler eklem belirtileri şiddetli olan seropozitif hastalarda sık görülür. Hastalığın kadınlarda daha fazla görülmesine karşın erkeklerde eklem dışı belirtiler daha fazladır.

Romatoid nodüller

Deri altı nodüller hastalığın en tipik eklem dışı lezyonudur. Hastaların %20-30 kadarında ve neredeyse sadece seropozitif olanlarda rastlanır. Kol ve dirseklerin ekstensör yüzlerinde, ayak ve dizlerin basınca maruz kalan bölgelerinde bulunur. Nadiren akciğer, kalp, sklera gibi bölgelere yerleşir.

Kardiyopulmoner hastalıklar

Romatoid artritte plöreziden intrapulmoner nodüllere, pnömokonyoza, diffüz interstisyel fibroza kadar akciğer tutulumları gelişebilir. Kalpte perikardit en sık görülen lezyondur.

Göz hastalıkları

Sjögren sendromunda ortaya çıkan keratokonjonktivit en sık görülen göz bulgusudur. Göz kuruluğu da sıktır.

Nörolojik hastalıklar

Romatoid artritte en sık görülen nörolojik bulgu, alt ekstremitelerde daha belirgin hafif bir primer duyusal periferik nöropatidir. Periferik sinirleri ödemli dokunun baskılamasıyla karpal tünel sendromu gibi tuzak nöropatileri görülebilir.

Felty Sendromu

Splenomegali ve lökopeni ile seyreden bu sendrom artık nadiren görülüyor.

Romatoid vaskülit

Romatoid artrite bağlı vaskülit, en sık tırnak yatağında küçük enfarktüsler şeklinde seyreder. Ani başlayan iskemik mononöropati veya ilerleyici sklerit tipiktir.

Sjögren Sendromu

Romatoid artritli hastaların % 10-15 kadarında gözyaşı ve tükürük bezlerinin lenfositlerce infiltrasyonu ile seyreden ve kronik enflamatuvar bir hastalık olan Sjögren sendromu ortaya çıkar. Bu hastaların çoğu kadındır. Salgıların azalmasıyla ağız ve göz kuruluğu meydana gelir.

Hastalığın seyri

Seyrini önceden kestirmek mümkün değil…

Bazı hastalarda özellikle seronegatif olanlarda ilk altı ay içinde spontan remisyon olabilir.

Başlangıçta sessiz dönemleri izleyen şiddetli atak devreleri görülebilir. Hastalık inatçı ve ilerleyici bir şekilde artıp azalmalarla sürebilir. Hastalığın başlangıcından 10 yıl sonra iş göremez durumda olan hastaların %60’ında sakatlık gelişir.

Yakın zamanda yapılan çalışmalar romatoid artritte artan mortalite oranlarına işaret etmektedir. Beş bin hastayı içeren bir çalışmada mortalite normalden iki kat yüksek bulunmuştur. Romatoid artritli kişilerde beklenen ömür, sağlıklı kişilere kıyasla erkeklerde 7 yıl, kadınlarda ise 3 yıl azalmıştır. Eklem dışı sistemik belirti gösterenler, fonksiyonel kapasitesi, sosyoekonomik durumu, eğitim düzeyi düşük olanlar ve prednizon kullananlar bu bakımdan daha fazla tehdit altındadır.

Tedavi

Kesin tedavisi olmayan kronik bir hastalık…

Bu nedenle hastalara ilaç tedavisinin yanı sıra sosyal ve psikolojik destek sağlanmalıdır. En önemli konu gerek hastaların, gerekse hasta yakınlarının hastalığın özellikleri ve seyri konusunda aydınlatılmalarıdır.

Tedavinin temel amacı, ağrı ve diğer sıkıntıları ortadan kaldırmak, deformiteleri ve eklemin işlev kaybını engellemek, hastaya üretken ve aktif bir yaşam düzeyi sağlamaktır. Enflamasyon baskılanmalı, mekanik ve yapısal bozukluklar yardımcı gereçlerle düzeltilmelidir. Tedavi seçenekleri arasında eklem üzerindeki baskının azaltılması, fizik tedavi, uğraşı tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi yöntemler bulunur.

Eklemler üzerindeki baskının azaltılması

Şişmanlık kas iskelet sistemi üzerinde baskı yaratacağı için engel olunması gereken bir durumdur. Eklemlerde enflamasyon belirgin olduğu zamanlarda aşırı hareketlerden kaçınılması, travmatik hasarı önler. Buna karşın zaafiyetin önüne geçmek için hastaların belli oranda hareket etmesi önem taşır. Akut enflamasyon bulunan eklemlerin atelle desteklenmesi, baston ve koltuk değneği kullanılması eklemler üzerindeki baskının azaltılmasına yardımcı olur.

İlaç tedavisi

Romatoid artrit tedavisinde başlıca üç ilaç grubunun yeri vardır: Non steroid antienflamatuvar ilaçlar (NSAİİ), kortikosteroidler, hastalığı düzenleyici antiromatizmal ilaçlar (DMARD). NSAİ ilaçlarla kortikosteroidlerin etkisi hemen başlarken, DMARD’ın etkili olabilmesi için haftalar geçer. DMARD arasında sıtma ilaçları, metotreksat, altın tuzları, sulfasalazin, d-penisilamin, siklosporin A, siklofosfamid ve azatioprin bulunur. Hastalık başladıktan sonraki iki yıl içinde çoğu kez kıkırdak harabiyeti ve kemik erezyonu ortaya çıktığı için DMARD ‘lar giderek daha fazla kullanılmaya başlanmıştır.

NSAİ ilaçlar

Bu grup ilaçların başlıca etkisi akut enflamasyonu azaltmak, böylelikle ağrıyı gidermek, eklem fonksiyonlarını düzeltmek ve olabildiğince eklem bozukluğuna engel olmaktır. Bu tür ilaçların antienflamatuar etkilerinden bağımsız olarak hafiften orta dereceye kadar olabilen analjezik etkileri de bulunur. NSAİ ilaçların yeterli dozlarında etkileri ve toksisiteleri oldukça benzerdir. Buna karşılık, ilaca karşı tolerans ve yanıt farklı olabilir. Günde tek veya iki doz olarak kullanılan NSAİ ilaçlar hasta uyumu açısından daha uygundur.

NSAİ ilaçlar siklooksijenaz 1 (COX-1) ve 2’yi (COX-2) inhibe ederek prostoglandin sentezine engel olurlar. En önemli yan etkileri gastrointestinal sisteme yöneliktir. Buna karşın, enflamasyona neden olan COX-2 enzimini engellerken COX-1 enzimini etkilemeyen yeni NSAİ ilaçlar (COX-2 inhibitörleri) daha güvenilir seçenekler olarak görünmektedir.

Kortikosteroidler

Kortikosteroidler antienflamatuvar etkilerinin yanı sıra immün sistemi düzenleyici özellik gösterir. NSAİ ilaç kullanımına rağmen aktif enflamasyon ve işlev bozukluğu olduğunda, günde 5-10 mg oral prednizolon gibi düşük doz bir kortikosteroid kullanılabilir.

Kortikosteroidler düşük dozlarda kullanıldığında bile birkaç hafta içinde yavaş yavaş kesilmelidir.

Kilo alımı, kardiyovasküler hastalık ve osteoporoz riskinde artış, kortikosteroid tedavisi sırasında beklenebilecek sorunlar arasında sayılabilir.

Genel tedavi yaklaşımını değiştirmeksizin birkaç eklemdeki enflamasyonu gidermek amacıyla, örneğin, diz için 40 mg, omuz için 20 mg, parmak için 2 mg triamsinolon intraartiküler olarak kullanılabilir.

Hastalığı düzenleyici antiromatizmal ilaçlar (DMARD)

NSAİ ilaçlardan farklı olarak bu grup ilaçlar hastalık seyrini değiştirebilir ve uzun vadede olumlu etkilerde bulunabilir. Etkileri oldukça geç başlar. Kronik sinovit gibi hastalığın kalıcı etkileri görüldüğünde bu grup ilaçlara başlanmalıdır. Röntgen filminde erozyon veya eklem aralığında daralma olması kesin bir DMARD kullanma endikasyonu oluşturur.

Hidroksiklorokin ya da sulfasalazin düşük oranda toksisiteye neden olduğundan özellikle hafif durumlarda kombine kullanımda en çok tercih edilen DMARD’dır.

Metotreksat etkisinin hızlı başlaması (4-6 hafta), etkinliği, kullanılma kolaylığı ve iyi tolere edilmesiyle en çok kullanılan DMARD’dır.

Kas içi uygulanan altın tuzları, yakın zamana kadar en yaygın kullanılan DMARD idiyse de, yüksek toksisitesi nedeniyle artık sadece metotreksatın başarısız olduğu durumlarda kullanılmaktadır.

Metotreksat dışındaki sitotoksik ilaçlar ya da siklosporin A, sistemik vaskülit gibi eklem dışı belirtiler olduğunda veya ağır durumlarda kullanılır.

Cerrahi yaklaşım

Romatoid artritte sinovya enflamasyonu temel süreç olsa da, çoğu kez ağrıya ve eklemde işlev kaybına yapısal ve mekanik bozukluklar neden olur. Bu durumda hastanın özelliklerini dikkate alarak yapılan cerrahi girişimler faydalı olabilir.

Patofizyoloji

Romatoid artrit patogenezine ilişkin genel kabul gören iki teori bulunmaktadır: Bunlardan birine göre T hücresi, henüz bilinmeyen bir antijenle etkileşerek kronik enflamasyonu olduğu kadar, hastalığı da başlatan temel hücredir. Bu teori, romatoid artritte kişinin sinovyasında çok sayıda CD4+ T hücre ve değişmiş T hücresi reseptör gen kullanımı bulunduğu ve hastalıkla sınıf II doku uygunluğu antijenlerinin ilişkisi olduğu temeli üzerine kuruludur.

İkinci teori ise, T hücrelerinin hastalığın başlamasında önemli rolü olabileceği, ama kronik enflamasyonun T hücresinden bağımsız bir şekilde makrofaj ve fibrobalastlar tarafından kendi kendini devam ettirdiği üzerine kuruludur. Bu teori, kronik romatoid artritte etkin T hücre fenotiplerinin göreceli olarak bulunmayışını, buna karşın etkin makrofaj ve fibroblast fenotiplerinin baskın konumda oluşunu temel alır.

 

GUT

 Tarihçe

 Klinik Formları

 -Asemptomatik Hiperürisemi

 -Akut Gut Atağı

 -Kronik Tofüslü Gut

 Tedavi

 -Akut Atak

 -Gut Proflaksisi

 -Ürik Asit Düşürücü Tedavi

 -Ürat Nefropatisi

Tarihçe

M.Ö. 5.yy’da Hipokrat tarafından tanımlanan gut ya da gutlu artrit terimi, bir dönem tüm artrit tipleri için kullanılmıştır. Pahalı yiyecekler ve alkol tüketimiyle olan ilişkisi nedeniyle “Kral Hastalığı” olarak da tanınmıştır.

Gut ile ürik asit arasındaki bağlantı 19.yy’dan beri bilinmektedir ancak etkili tedavi yöntemleri ancak 1960’lardan sonra vücutta ürik asit yapımının biyokimyası anlaşıldıkça bulunmuştur. Gut, günümüzde artritin en iyi tedavi edilebilir formlarındandır.

Klinik Formları

Asemptomatik Hiperürisemi

Birçok hastada, ilk ataklarını geçirene kadar uzun yıllar boyunca kanda ürik asit düzeyleri yüksek seyreder ve bu süre içerisinde tedaviye gereksinim olmaz. Normal ürik asit serum değeri 7 mg/dl’ye kadardır. Genelde ürik asit düzeyi yükseldikçe gut atağı riski de artar. Ancak bazı hastalarda ürik asit düzeyi “normal” olduğunda da atak görülürken, bir kısım hastada çok yüksek ürik asit düzeyine rağmen hiç atak gelişmez.

Serum ürik asit düzeyi (mg/dl)  

Gut insidansı (%)  
>9.0 7.0-8.9
7.0-8.9 0.5
<7.0 0.1

Akut Gut Atağı

Akut gut atağı, etkilenen eklem etrafında yoğun şişlik, kızarıklık, ısı artışı ile seyreden bir inflamatuar artrittir. Diğer inflamatuar artritler ile karşılaştırıldığında, gutun neden olduğu ağrı çok şiddetlidir. Hasta ağrı nedeniyle etkilenen eklem üzerine basamaz ya da ayakkabı giyemez, hatta bir saat içinde acil tedaviye gereksinim duyar. İnflamatuar komponenti çok baskın olduğu için genelde bakteriyel sellülit ile karıştırılır. Titreme, hafif ateş ve yükselmiş lökosit ile enfeksiyon tablosunu taklit eder. Gut atağının spontan olarak 3-4 günde gerilemesi tipiktir. Hastaların % 50’sinde birinci MTP (podagra) eklemi ilk etkilenen eklemdir ve bunu diğer alt ekstremite eklemleri izler. Akut poliartiküler gut tanısı olan hastaların % 90’ından fazlasında podagra öyküsü vardır.

Etkilenen eklemden, özellikle büyük bir eklem ise aspirasyon yapılabilir ve kristaller için incelenebilir. Akut monoartritte enfeksiyon ekarte edilmelidir. Alınan eklem sıvısı oldukça inflamatuar özelliktedir ve WBC 50.000/mm³’ üstü olabilir. Sıvı örnekleri hücre sayımı ve kristal incelemesi için laboratuvara yeşil ve mor tüplerde gönderilmelidir. En belirgin özellik iğne şekilli kristallerdir (polarizasyon aksına paralel olduğunda sarı görülür). Akut atak sırasında nötrofillerdeki intraselüler kristaller karakteristiktir. Eklemde akut atak geriledikten günler sonra da kristaller bulunur.

Kronik Tofüslü Gut

Gut hastalığının bu formu, inflame, kendini sınırlamış akut gut alevlenmesinden farklıdır. Hastalarda gut ataklarından yıllar sonra kemik ve kıkırdak yıkımı ve deformitesi ile sonlanan kronik artrit gelişir. Eklem içindeki ve etrafındaki ürik asit kristalleri çöküntüsü kronik yıkıcı inflamatuar sürece neden olur. Röntgen filminde karakteristik olarak demarke “punched out” erozyon görülür.

Tofüs ya da ürik asit kristallerinin çöküntüsü genelde eklem etrafında, olecranon bursasında ya da kulak kepçesinde bulunur.

Kronik gut, romatoid artrit gibi diğer kronik inflamatuar artritlerle karışabilir. Kemik ve kıkırdak yıkımıyla sonlanan kronik ağrı ve eklem şişkinliğiyle birliktedir. Tofüs ya da kronik artrit varlığı, ürik asit düşürücü tedavinin başlanması için açık bir endikasyondur.

TEDAVİ

Akut Gut Atağı

Hastalar akut epizodlarda NSAİİ’a iyi yanıt verirler. COX-2 inhibitörleri de tedavide etkilidir. Ancak semptomlar gerilediğinde tedavi sonlandırılmalıdır.

NSAİİ’ın kontrendike olduğu hastalarda ikinci seçenek kortikosteroidlerdir. Eğer sadece bir ya da iki eklem etkilenmişse intraartiküler steroidler etkili olabilir. Oral prednizon gittikçe azalan dozlarda kullanılır.

Yüksek doz kolşisinin oral ya da İV kullanımı, gastrointestinal yan etkiler nedeniyle az sayıda olguda tolere edilebilir. Kolşisinin İV kullanımı (2 mg İV, ardından 12 saat içinde 1 mg) ciddi miyopati, nöropati ve aplastik anemiye neden olabilir.

Gut Proflaksisi

Gutun başlangıç atakları sık olmadığında, kendini sınırladığında ve kolay tedavi edilebilmesinden ötürü, genelde kronik tedavi endikasyonu doğmaz. Aslında ilk ataktan sonraki kronik tedavi de kesin sonuç vermez. Birçok hastada iki atak arasında uzun bir süre geçer:

Birinci ve ikinci atak arasındaki süre  

Hasta %  
1 yıl %62
1-2 yıl %16
2-5 yıl %11
5-10 yıl %6
10 yılda rekürrans yok %7

Zaman geçtikçe gut atakları sıklaşır. Atak sayısı yılda birkaç kez olmaya başladığında akut gut ataklarını önlemek için profilaktik olarak kolşisin kullanılır. Ancak tofüs ya da kronik artrit varlığında ürik asit düşürücü ajanlar olmadan tek başına kolşisin kullanılmamalıdır. Gut hastalığının erken evrelerinde, proflaktik olarak, kullanım kolaylığı ve düşük toksisitesi olan kolşisin, ürik asit düşürücü ajanlardan daha üstün bir seçenektir.

Ürik Asit Düşürücü Tedavi

·  Endikasyonları

·  Pürin bakımından zengin yiyecekler

·  İlaç seçenekleri

Endikasyonları:

Ürik asit düşürücü ajanlar gut ataklarının sıklığını, zaman içinde tofüs oluşumunu ve eklem harabiyetini azaltır. Ürik asit düşürücü tedavi endikasyonları:

– muayene sırasında tofüs ya da kronik artrit saptanması

– akut gutlu artritin kolşisinle profilaksisinde başarısızlık

– böbrek taşı

– kemoterapi öncesi tümör lizis sendromu profilaksisi

– serum ürik asit düzeyinde aşırı yükseklik (>12 mg/dl)

Ürik asit pürin (DNA’nın nükleik asit komponenti) metabolizmasının son ürünüdür ve normalde doku remodeling ve yıkımı süresince üretilir. Ürik asitin %20’si yiyeceklerle alınan pürinlerden derive edilir.

Hiperürisemi nedenleri başlıca iki gruba ayrılır:

– böbreklerde ürik asit klirensinin azalması

– ürik asit sentezinin artması

Kategori  

Olası Neden  
Böbrek klirensinin azalması

(hastaların %90’ı)

·  intrensek böbrek hastalığı

·  böbrek kan akımının azalmasına neden olan kalp hastalığı

·  ilaçlar (loop diüretikleri, düşük doz aspirin, siklosporin)

·  genetik predispozisyon· yaşa bağlı glomerulofiltrasyon oranında azalma

Ürik asit sentezinin artması ·  diyete bağlı

·  genetik predispozisyon

·  artmış doku turnover’ı – tümörler, lenfoproliferatif bozukluklar

·  stresle indüklenen ATP turnoverinin artması

·  alkolle indüklenen ATP turnoveri

Tüm hastalar yaşam tarzlarını değiştirmeleri yönünde bilgilendirilmelidir. Hasta uygun kiloya düşmeli, alkol alımını sınırlamalı ve pürin bakımından zengin yiyeceklerden kaçınmalıdır. Hipertansiyon, diyabet ve hiperlipidemi gibi eşlik edebilen hastalıklar yönünden kontrol altında tutulmalıdır. Pürin Bakımından Zengin Yiyecekler

Çok Yüksek Pürin İçerenler

Midye, bira mayası, kalp, dana/kuzu eti
Daha Az Pürin İçerenler Hamsi, koyun, dana, domuz, hindi eti, alabalık, mezgit, böbrek, keklik, sülün

İlaç Seçenekleri Serum ürik asit düzeyini düşürücü ajan olarak iki seçenek vardır. Probenesid, böbrek ürik asit klirensi düşük hastalarda tercih edilir. Hastaların ürik asit düzeyi artmış ve kreatinin klirensi >40 cc/dak olmalıdır. Allopurinol, ürik asit klirensi düşük hastalarda ve ürik asit sentezi artmış hastalarda da kullanılır.

Allopurinol

·  oksantin oksidaz inhibitörüdür

·  ürik asit yapımını engeller

·  hem ürik asit sentezi artmış hastalarda, hem de ürik asit klirensi azalmış hastalarda yarar sağlar

·  takipte 24 saatlik idrara gereksinimi yoktur

·  böbrek yetmezliğinde kullanılabilir

·  nadir olarak kemik iliği supresyonu, hepatotoksisite ve hipersensitivite reaksiyonları görülür

Hiperürisemisi olan hastaların %90’ında ürik asit klirensi azalmış ve birçoğunun böbrek fonksiyonu bozulmuştur. Hastalar sıklıkla 24 saatlik idrar örneği toplama konusunda uyum sağlayamazlar; bu yüzden kullanımında idrar örneği gerektirmeyen allopurinol tercih edilir.Allopurinol 100 mg/gün ile başlanır ve her 10-14 günde bir titre edilerek serum ürik asit düzeyinin 4-5 mg/dl olması sağlanır. Allopurinolün maksimum günlük dozu 800 mg’dır. Kullanırken karaciğer transaminazları, tam kan sayımı ve böbrek fonksiyon testleri kontrol edilmelidir. Döküntü, hepatotoksisite, kemik iliği supresyonu ve ciddi hipersensitivite reaksiyonları gibi toksik etkileri vardır. Allopurinol alerjisi olan hastalara desensitizasyon protokolleri uygulanır. Allopurinol, warfarin ve teofilin düzeylerini yükseltebilir. Azatiprin, 6-merkaptopürin ve siklofosfamid kullanan hastalarda kullanılmamalı ya da kemik iliği toksisitesi yönünden sıkı takip edilmelidir. Eğer atak sırasında başlanırsa, bu akut atağın süresini uzatabilir ya da ürik asit düzeyinde değişikliklere yol açarak gut atağını tetikleyebilir. Allopurinole başlarken yanında proflaktik olarak kolşisin de kullanılmalı ve hasta gelişebilecek bir atak konusunda bilgilendirilmelidir.

Probenesid

·  ürikozüriktir

·  proksimal böbrek tübüllerinde ürik asit geri emilimini azaltır

·  böbrek ürik asit klirensi azalmış hastalarda yarar sağlar

·  sadece kreatinin klirensi >40 cc/dak olduğunda kullanılabilir

·  24 saatlik idrarda ürik asit <800 mg/dl olmalıdır

·  böbrek yetmezliğinde kullanılabilir

·  böbrek taşı riskini artırır

Probenesid, böbrek ürik asit klirensi azalmış ve normal böbrek fonksiyonu olan hastalarda kullanılır. Aslında kullanımı 60 yaşın altındaki hastalarla sınırlandırılmalıdır. Probenesid, etkisini böbrek proksimal tübüllerinde ürik asit geri emilimini engelleyerek gösterir. Başlangıç dozu 500- 1000 mg’dır ve gereksinime göre 1500-2000 mg’a çıkarılır. Nadir olarak daha yüksek dozlara gerek olur. Probenesid böbrek taşı oluşumunu presipite eder, bu yüzden hastaya bol su içmesi gerektiği söylenmelidir. Böbrek taşı olanlarda (kalsiyum ve ürik asit taşı) ve ürat nefropatisinde kontrendikedir. Ürik asitin yapımının fazla olduğu hastalara uygun olmayan şekilde verildiğinde böbrek taşı ve ürat nefropatisine neden olur.

Ürat Nefropatisi

Tümör Lizis

Kemoterapi gören hastalarda tümör kitlesinin lizisi ile dramatik olarak serum ürik asit düzeyi yükselir. Bu gibi fazla yükselmelerde ürik asit böbrek tübüllerinde birikir ve böbrek yetmezliği ve nefrolityazise neden olur. Bu tabloyu önlemek için kemoterapi öncesi profilaktik olarak allopurinol verilir.

Böbrek İnterstisyumunda Birikim

Uzun süre hiperürisemisi olan hastalarda, ürik asit böbrek interstisyumunda birikir. Daha ılımlı hiperürisemide (<11 mg/dl) ise böbrek ile ilgili klinik sorunla daha az karşılaşılır. Ancak >12 mg/dl gibi ciddi ürik asit yükselmesi olan hastalarda allopurinol kullanılmalıdır.

Böbrek Taşı

Hiperürisemi hem kalsiyum hem de ürik asit taşı riskini yükseltir. Tedavi seçeneği yine allopurinoldür.

 

MANUEL TIP

Uluslararası Manuel Tıp Federasyonu manüplasyon; postural denge içinde kas iskelet sisteminin maksimal ve ağrısız hareketini sağlamak amacıyla manevra ve talimatlar ile hastanın tedavisinde elleri kullanma yöntemi olarak tanımlamaktadır.

…..Manuel tedavinin amacı; hareket kısıtlaması olan vücut bölgelerinde hareketin düzeltilmesi, ağrısız hareketin sağlanması ve eklem fonksiyonlarının ideal bir şekilde yapılabilmesidir.

…..Manuel tedavi özellikle 2-4 haftalık bel ağrısı olanlarda etkin olduğu belirtilmektedir. Amerika’da halk sağlığı ile ilgili kuruluşlar tarafından çıkarılan rehberlerde bel ağrısı problemlerinde manüplasyon tedavisinin kullanımı da yer almaktadır. Manuel tedavi elle yapılan bir takım manevraları içeren tedavi şeklidir. Bu tedavide hastanın beline çeşitli manevralar yaptırılarak eklemlerin fonksiyonel hale gelmesine çalışılır. İtmeli teknikler veya itmesiz teknikler kullanılır.

…..Manuel tedavinin kullanıldığı hastalıklar: Akut ve kronik boyun ağrıları ve boyun fıtıkları, Sırt ağrıları, Kosta ağrıları (Göğüs ağrıları) , Kronik bel ağrısı, Siyatik, Bel fıtığı, Baş ağrısı, Kalça ve kuyruk sokumu ağrılarıdır…

KUYRUK SOKUMU AĞRILARI:

…..Kuyruk sokumunda bulunan kemik travma neticesinde kırılabilir veya bükülebilir. Bu durumda özellikle oturunca oturak yerine doğru batma ile karakterize ağrıları oluşur. Hatta bazı hastalarda kalçalara doğru yayılan şiddetli ağrılar olur. Yürümekte zorluk çeken hastalar olabilir. Bu hastaları 10 gün kaplıcada yatırıyoruz ve manuel tedavi uzmanımız elle çeşitli maniplasyonlar yaparak eğilen kuyruk sokumu kemiğini düzeltmektedir.

…..Bel fıtığı hastalarında yukarıda sayılan tedavilerin yanı sıra bel çekme işlemi yani traksiyon’da uygulanır. Bilindiği gibi bel fıtığı hastalarına bel çekme işlemi sık olarak uygulanmaktadır. Ancak hastaların büyük bir çoğunluğu bu bel çekme işlemini tıp dışı kişilere, cahil insanlara yaptırdığından istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

LOMBER TRAKSİYON (BEL ÇEKME)

…..Bel çekme yani lomber traksiyon uygulaması ile;omurgalar arası mesafe genişlemekte ve omurgalar arasındaki kıkırdağa binen yük azalmaktadır. Böylece yerinden kayan kıkırdak geri çekilerek sinir üzerine yaptığı baskıyı azaltmaktadır. Traksiyonun omurgaları birbirine bağlayan faset eklemleri adı verilen eklem yüzeylerinin de birbirinden ayrılmasında ve açılmasında faydalı olduğu görülmüştür. Bu durum faset eklemlerinden kaynaklanan ağrıların giderilmesinde yardımcı olabilir. Ayrıca traksiyonla, bel kaslarının kasılmalarına bağlı olarak oluşan bel ağrıları da düzeltilebilmektedir. Traksiyon öncesi ve sırasında yüzeysel ve derin ısı, masaj, kas gevşeticiler ve ağrı kesiciler kullanılması traksiyonun etkinliğini arttırmaktadır. Kaplıcaya yatırdığımız hastalarımıza traksiyonla birlikte yukarıda sayılan tedavileri de uygulamaktayız. İşte bu nedenle kaplıcamızda uyguladığımız traksiyon ve manuel tedaviden çok iyi neticeler alabilmekteyiz..

…..Ayrıca bu kişiler her önüne gelene bel çekme işlemi yaptığından yapılmaması gereken hastalarda da bel çekme işlemi yapılmakta ve bel fıtığının daha fazla ilerlemesine sebep olabilmektedirler. Bunların yanısıra, bu kişiler, yani tıp dışı kişiler bel çekme işlemini hastanın boynundan tutarak yapmaktadırlar. Bu son derecede sakıncalı bir işlemdir. Bu işlem esnasında boynunu inciten hatta boynu ve boyun omurları zedelenerek felç olan hastalara bile rastlamak mümkündür. Bu nedenle hastaların traksiyon, yani bel çekme işlemi için yine doktorlara ve bu işin uzmanlarına gitmelerini tavsiye ediyorum. Bel çekme işlemi elle veya mekanik aletlerle yapılabilmektedir. Motorla otomatik çekme yapan makineler yanı sıra, yerçekimini kullanarak insanın kendi vücut ağırlığıyla yapılan traksiyonlarda mevcuttur.

UYARI: Bel fıtığı veya boyun fıtığı hastalarını bel ve boyun çekme işlemlerini bilinçsiz kişilere yaptırmaması konusunda bir kez daha uyarmak istiyorum.İstenmeyen sonuçların ortaya çıkmaması için bu tür tedavilerin mutlaka uzman kişilere ve tıp mensuplarına yaptırılması gerekmektedir

 

ROMATİZMAL HASTALIKLARA GİRİŞ

ROMATİZMA NEDİR?

Özellikle hareket sisteminde ağrı, şiş ve hareket kısıtlanması yapan ve bazen iç organlarda da bozukluklara sebep olan tıbbi hastalıklara ‘romatizmal hastalık’ denmektedir.

Romatizmanın 200’ün üzerinde türü vardır. Bu sebeple ‘romatizma’ denen tek bir hastalık yoktur. Çeşitli ‘romatizmal hastalıklar’ vardır. Bir başka deyişle ‘romatizma’ şemsiye bir sözcüktür, çok sayıda hastalığı kapsar

Romatizmaların Sebepleri

Romatizmaların pek çoğunun sebebi belli değildir. Ancak birkaç tanesinin sebebi bilinmektedir.

Sebebi bilinenler: mikropların sebep olduğu mikrobik romatizmalar, akut eklem romatizması ve gut hastalığıdır.

Kolaylaştırıcı faktörler:

Diğer romatizmalarda ise hastalıkların ortaya çıkışını ve gelişmesini etkileyen ‘kolaylaştırıcı’ faktörler bilinmektedir. Bunlar yaş, cins, kalıtım, meslek, travmalar ve psikolojik faktörlerdir.

a) Yaş: Toplumda her yaşta romatizma görülürse de çeşitli yaş dilimlerinde görülen romatizma türleri farklıdır. Bir başka deyişle her yaşta her tür romatizma görülmez. Örneğin akut eklem romatizması 5-15 yaş arasında artroz veya ‘kireçlenme’ olarak bilinen romatizma türü ise 40 yaşından sonra görülür.

b) Cins: Tüm dünyada romatizmalar genel olarak kadınlarda daha sıktır. Yani kadınlar romatizmayla daha çok tutulur. Örneğin özellikle romatoid artrit, yaygın iltihabı bağ dokusu hastalıkları (kollajen hastalıklar) kadınlarda daha çok görülür. Ankilozan spondilit (belkemiği romatizması) ve gut ise erkeklerde daha sıktır.

c) Kalıtım: Romatizmaların bir kısmında kalıtım rolü olduğu bilinmektedir. Bu tip hastalıkların örnekleri Ankilozan spondilit, ailevi Akdeniz ateşi ve guttur. Kalıtımın daha az etkili olduğu başka romatizmal hastalıklar da vardır. Ancak kalıtımın rolü olmayan romatizmal hastalıklar çoğunluktadır.

d) Diğer faktörler: Eklem romatizmaları dünyanın her tarafında yaygın olarak görülürse de, soğuk ve rutubetli yerlerde daha sık ve şiddetli, kuru ve sıcak yerlerde seyrek olup, hafif seyretmektedir. Meslek, travmalar, psikolojik faktörler de bazı romatizma türlerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.

 

Romatizmaların Oluş Mekanizmaları

Romatizmaların sebeplerinin çok az bilinmesi veya hiç bilinmemesine karşın hastalıkların nasıl oluştuğu daha iyi bilinmektedir.

Temel olarak 2 tip romatizma vardır:

1-İltihabı olanlar

2-İltihabı olmayanlar.

1- İltihabı olanlar: Romatizmal iltihap 3 çeşittir:

a) Mikropların eklemde oturmasıyla ortaya çıkan mikrobik romatizmalar. Stafilokok, streptokok ve tüberküloz basili gibi çeşitli mikroplar bu romatizmaya sebep olur.

b) Bağışıklık sisteminin bozuk oluşu sonucu gelişen mikropsuz iltihap. Bu tip iltihabın sebep olduğu romatizmaların en önemlileri romatoid artrit, ankilozan spondilit ve yaygın bağ doku iltihabı yapan hastalıklar (kollajen hastalıklar)’dır. Bu son grubun en iyi bilinen örneği de sistemik lupus eritematozus (SLE)’dur.

c) Diğer bir iltihap tipi de başta ürik asit olmak üzere diğer kristallerin eklemlerde ve çeşitli dokularda oturarak yaptığı tahriş sonucu ortaya çıkan iltihaptır. Gut ve yalancı gut hastalığında bu tip iltihap vardır.

2- İltihabı olmayan romatizmalar: Bu romatizmaların en önemlisi artroz (kireçlenme)’dur. Artrozda eklemde iltihap yoktur. Buna karşılık aşınma vardır. Eklemin içindeki kıkırdak incelir ve kaybolur, eklemlerin kenarlarında kemik çıkıntıları oluşur. Travmalar (kaza, darbe) mekanik sebepler, metabolik ve psikolojik bozukluklar iltihabı olmayan romatizmaların en önemli sebepleridir.

Romatizmalar Hangi Yapıları Tutar?

Romatizmal hastalıklar vücuttaki doku ve organların çoğunu tutar. Bunların en önemlileri şunlardır: Eklemler, yumuşak dokular, kaslar, kirişler, bağlar, kemikler, kalp, damarlar, sinir sistemi, akciğerler, lenf düğmeleri, dalak, karaciğer, solunum sistemi, göz, böbrek, deri ve deri altı dokusudur. Bunların içinde en çok tutulanlar ise eklemler ve yumuşak dokulardır. Yumuşak dokular deri, deri altı dokusu, bursalar (eklemlere yakın küçük kesecikler), kirişler, kiriş kılıfları ve bağlardır.

Romatizmal Hastalıkların Çeşitleri ve Tipleri

Romatizmal hastalıklar geniş bir yelpaze oluşturur. Bu büyük grupta 200’ün üstünde romatizmal hastalık vardır.

Romatizmalar oturdukları dokulara göre 4’e ayrılır.

1- Eklem romatizmaları

2- Yumuşak doku romatizmaları

3- İç organların romatizmaları

4- Bunların birlikte olduğu ‘karışık’ tipler

Romatizmal hastalıkların en sık görülen hem de en önemli olanları yumuşak doku romatizmaları, artroz (kireçlenme), romatoid artrit, ankilozan spondolit (belkemiği romatizması), kollajen hastalıklar (yaygın iltihabi bağ dokusu hastalıkları, örneğin sistemik lupus, eritematozus ‘SLE’), akut eklem romatizması ve guttur.

Romatizmal Hastalıklardaki Başlıca Şikayetler

Ağrı: En sık rastlanan, hastayı en fazla rahatsız eden bir şikayettir. Başta eklemler olmak üzere kaslar, yumuşak dokular ve iç organlara ait olabilir. Ağrı çok hafiften çok şiddetliye kadar değişik derecelerde ortaya çıkabilir.

Şişlik: Yine, en çok eklemlerde ve daha seyrek olarak da yumuşak dokularda ortaya çıkar. Eklem şişi iltihabı değişikliklere bağlı olarak gelişirse, buna artrit denir.

Hareket kısıtlaması: Ağrı ve şişler hareket fonksiyonunun bozulmasına sebep olur ve hareket bozukluğu ve kısıtlanması da hastanın yaşantısını zorlaştıran önemli bir sorundur. Hareket kısıtlanması ve ağrı; zorlama, travma ve mekanik sebeplere bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Şekil bozuklukları: Ağrı ve şişlik geçici olabildiği gibi zaman zaman tekrarlayarak sürebilir. Eğer sürekli ve ilerleyici ise şekil bozuklukları ve sakatlıklar ortaya çıkar. Bu sorun hastanın günlük yaşantısını, sosyal hayatını ve iş gücünü önemli ölçüde etkiler.

En sık görülen bu belirtilerden başka, başta deri olmak üzere tutulan iç organlara ve diğer yapılara ait belirti ve bulgular da ortaya çıkabilir. Kalp şikayetleri ve bulguları, göz bulguları, akciğere ait bulgular ve sinir sistemi ile ilgili bulgular da tek tek veya birlikte ortaya çıkabilir.

Romatizmal Hastalıkların Tedavi Prensipleri

Romatizmal şikayetleri olan bir hastada yapılması gereken ilk iş, doğru ve kesin teşhistir.

Daha sonra nasıl bir tedavi uygulanacağına karar verirken romatizmanın süresi, yaygın olup olmadığı, belirtilerin şiddeti, hastanın yaşı, genel durumu ve eğer varsa diğer hastalıkları dikkate alınmalıdır.

Tedavide 4 temel yöntem kullanılır:

1- İlaç tedavisi

2- Fizik tedavi ve rehabilitasyon

3- Cerrahi tedavi

4- Psikoterapi

1- İlaç Tedavisi:

Romatizmal hastalıkların tedavisinde çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar:

1- Ağrı kesiciler

2- İltihabı önleyen ve düzelten ilaçlar (endol, voltaren, naprosin): Bu ilaçlar aynı zamanda ağrıyı ve şişliği de azaltır veya tamamen geçirir. Ancak hastalığın gelişmesini ve ilerlemesini durduramazlar.

3- Kortizon grubu ilaçlar: Hem eklemlerdeki şiş ve ağrıyı, hem de eklemler dışındaki yaygın bağ dokusu hastalıklarında ortaya çıkan iltihabı etkilerler.

4- Hastalıkların durdurulması veya baskılanmasında kullanılan ilaçlar (sıtma ilaçları, salazopirin, altın turları, metotreksat, endoksan, imuran, kolşisin): Özellikle son 3 ilaç çeşitli kanser türlerinin tedavisinde de kullanılan ilaçlar olmalarına rağmen bazı romatizmalara etkili olduğu için bu alanda da sık olarak kullanılmaktadır. Bu gruptaki ilaçların etkileri 3-6 ay arasında ortaya çıkar. İlaçlara bağlı yan etki gelişmemişse, bunları hiç kesmeden devam etmelidir. Çünkü ilaçlar kesilince hastalık üzerindeki baskı da kalkacağından, tüm şikayetler yeniden başlar.

5- Diğer ilaçlar: Kas gevşeticiler, vitaminler, kalsiyum, mide koruyucu ilaçlar, tansiyon düşürücü ilaçlar gibi hastanın diğer bulgularına yönelik yardımcı ilaçlar da kullanılır.

İlaç tedavisinde dikkat edilmesi gereken noktalar:

1- Romatizmalı hastalar kendi kendine veya çevresinin uyarılarına göre ilaç almamalıdır.

2- Doktorun ilaç tariflerine dikkatle uymalıdır.

3- Doktora daha önce kullandığı ilaçları ve bunların olumlu ve olumsuz etkilerini anlatmalıdır.

4- İlaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkarsa hemen doktora başvurmalıdır.

5- Doktora her gidişte reçete ve ilaçları yanında bulundurmalıdır.

6- Zaman zaman kan muayeneleri (lökosit sayımı, idrar muayenesi gibi) ile diğer kontrol muayeneleri (göz dibi) yaptırılmalıdır.

7- İlaçlar birden kesilmemelidir. Nasıl azaltılacağı ve kesileceği çok iyi öğrenilmelidir.

8- İlaç içerken gebe kalıp kalamayacağını doktora danışmalıdır.

9- Bazı romatizmalar (romatoid artrit gibi) çok defa tek bir ilaç ile tedavi edilemezler. Hastalar farklı amaçlara yönelik 2-3 tür ilacı birlikte almak zorundadırlar. Örneğin iltihabı giderici ilaçlarla, hastalığı baskılayanlar birlikte alınmalıdır. Çünkü hastalıkları baskılayan ilaçların etkisi 4-6 ayda başlar. Bu süre içinde hasta başka ilaç almadan diğerinin etkisi ortaya çıkana kadar bekleyemez. Bunlarla birlikte mide koruyucu ve tansiyon düşürücü gibi diğer yardımcı ilaçları da almaları gerekebilir.

10- Midenin korunmasına özen gösterilmelidir. Aç karnına alınması önerilmemişse ilaçlar tok karnına alınmalıdır.

11- Bol su içilmeli, dengeli beslenmeye çalışılmalıdır.

2- Fizik tedavi ve rehabilitasyon:

Romatizmalı hastaların tedavisinde yeri olan önemli yardımcı yöntemlerdir. Ancak romatizmal hastalığın özelliklerine göre öncelikle uygulanması gereken durumlar da vardır. İlaç tedavisi veya cerrahi tedavinin yanında mutlaka ve mümkün olduğu kadar erken başlanması gerekir. Bu tedaviyi ağrıyı azaltmak, eklemlerin hareketlerini düzeltmek, eklemi çalıştıran kasları güçlendirmek, şekil bozukluklarının oluşumunu engellemek, günlük işlerini daha kolay yapabilmesi için özel teknikler öğretmek, özel aletleri kullandırmak amaçlarıyla yapılır. Bunun için çeşitli fizik tedavi yöntemleri uygulanır. Egzersizler yaptırılır. Şekil bozukluklarına mani olmak için kalıplar uygulanır. Uygun cihazlar, baston ve koltuk değnekleri belirlenir. İş ve uğraşı tedavisi uygulanır. Gerekiyorsa işe dönüş eğitimi ve iş değiştirme ve duruş eğitimi verilir. Başka bir deyişle hastaya hastalığı ile yaşama ve çalışma öğretilir. Kaplıca tedavisine romatizmanın cinsine, dönemine ve hastanın başka hastalıklarının olup olmamasına göre karar verilir. Romatizmanın akut dönemlerinde kaplıca tedavisi yapılamaz. Özellikle hipertansiyonu ve kalp hastalığı olanlar kaplıcalara gidemez.

3- Cerrahi tedavi:

Romatizmal hastalıklarda cerrahi tedavi çeşitli amaçlarla yapılır. Ameliyatlar, ağrının giderilmesi, hareketin düzeltilmesi, duruş bozukluklarının düzeltilmesi amacıyla ve bozuk eklemleri çıkararak yerine yapay eklemler takarak hareket fonksiyonunu sağlamak için yapılır. Yürüyemeyen veya yatalak hasta, ameliyatından sonra rahatlıkla normal yaşantısını sürdüren, okuluna, işine gidebilen bir insan haline gelir.

4- Psikoterapi:

Hastanın hastalığına karşı tutumu, hastalığını ve tedaviyi kabullenmesi ve uyum sağlaması, depresyonunu yenmesi, yeni hayatını yaşamayı öğrenmesi psikojenik destekle çok çabuk gerçekleşmektedir.

Romatizmalı hastaların dikkat etmesi gereken genel özellikler:

1- Ağrı ve şişlik şiddetli iken yatak istirahatı yararlıdır. Ancak bu mümkün olduğu kadar kısa sürmelidir. Tedavi ile birlikte tarif edilen çeşitli hareketler ve egzersizler yapılmalıdır. Uzun süre hareketsiz kalmak, kaslar ve eklemler için zararlıdır.

2- Romatizmada belli besin kısıtlamaları yoktur, ancak dengeli beslenmelidir. Şişmanlık hasta eklemlerin yükünü arttırır.

3- Diyet, doktor tarafından önerilmişse, dikkatle uygulanmalıdır. Örneğin gut diyeti, kortizon alanların tuzsuz diyet uygulamaları gibi.

4- Romatizmalı hastaların aşırı soğuk ve aşırı sıcaktan korunmaları gerekir.

5- Evdeki yaşamın, iş ve okuldaki ortamın, hastalığın, özelliklerine göre değiştirilmesi gerekebilir.

Görüldüğü gibi romatizmalı bir hastanın tedavisi sadece birkaç ilaç almaktan ibaret değildir. Çok iyi bir işbirliği içinde olması gereken farklı ihtisas dallarının katkısı gerekmektedir. Böyle bir tedaviden hastalar daha çok ve daha uzun süreli yararlanmaktadır.

bilir.

Share